Trendyol Satıcıdan Yüzde Kaç Kesiyor? Felsefi Bir İnceleme
Felsefe, yalnızca teorik düşünceleri ve soyut soruları değil, aynı zamanda güncel hayatta karşılaştığımız en pratik ve karmaşık meseleleri de derinlemesine anlamamıza olanak tanır. Bir an düşünün: Bizler, her gün alışveriş yaparken, ürünlerin fiyatlarına ve onlardan sağlanan kazanca odaklanıyoruz. Ama bir satıcı, bir platformda ürün satarken, gerçekte ne kadar kazanıyor? Trendyol gibi dijital pazar yerlerinde, satıcılar, kazançlarının büyük bir kısmını platforma teslim etmek zorunda kalıyorlar. Peki, bu durum gerçekten adil mi? Satıcının kazancına yapılan bu kesinti, etik, bilgi kuramı ve ontoloji perspektiflerinden nasıl yorumlanabilir?
Bu yazıda, Trendyol gibi platformların satıcılardan aldığı komisyon oranını, felsefi bir bakış açısıyla inceleyeceğiz. Etik sorular, epistemolojik kaygılar ve ontolojik sorgulamalar eşliğinde, dijital ticaretin derinliklerine inmeye çalışacağız.
Etik Perspektif: Adalet ve Satıcıya Karşı Yükümlülükler
İlk olarak, bu kesintilerin etik boyutunu ele alalım. Felsefi etik, insanların doğru ve yanlış, adalet ve eşitlik gibi kavramlara nasıl yaklaştıklarını inceler. Ticaret, özellikle dijital platformlar üzerinden yapılan ticaret, yalnızca ekonomik bir işlem değil, aynı zamanda insan ilişkilerinin ve toplumsal değerlerin şekillendiği bir alandır.
Trendyol gibi büyük platformlar, satıcılara geniş bir müşteri kitlesi sunarken, karşılığında belirli bir komisyon alır. Bu, satıcıya sağlanan faydalar ile platformun aldığı kesinti arasında denge kurma sorusunu gündeme getirir. Buradaki etik ikilem, bir yanda platformun sağladığı hizmetlerin maliyetlerinin, diğer yanda ise satıcıların ödeme yapmak zorunda kaldığı kesintilerin adaletsiz olup olmadığı sorusudur.
Platon’un Devlet adlı eserinde, adaletin herkesin kendi işini yapması ve hakkını alması gerektiği üzerinde durulur. Bu çerçevede, Trendyol’un aldığı kesinti, satıcının yaptığı işin karşılığını tam olarak alıp almadığını sorgulatır. Eğer platform, satıcılara sağladığı müşteri kitlesi ve altyapı hizmetlerinin karşılığında orantısız bir komisyon alıyorsa, bu durum adaletli bir ticaret pratiği oluşturmaz. Burada, daha fazla değer üreten tarafın yeterince ödüllendirilip ödüllendirilmediği sorusu ortaya çıkar.
Bununla birlikte, Kant’ın özgürlük ve ahlaki sorumluluk üzerine geliştirdiği fikirleri hatırlayalım. Kant’a göre, etik davranış, herkesin insanlık olarak saygıya değer bir varlık olduğu kabulünden çıkar. Dijital platformlar, satıcılara iş yapabilme imkanı sunarken, onları çıkarları doğrultusunda, bazen manipüle edebilecek bir güce sahip olabilirler. Bu durumda, satıcıların özgür iradelerinin kısıtlanması söz konusu olabilir. Platformlar, bu eşitsiz güç dengesini gözetmek ve satıcıların haklarını ihlal etmemek adına daha adil bir paylaşım modeli benimsemelidir.
Epistemoloji Perspektifi: Bilgi ve Ticaretin Şeffaflığı
Epistemoloji, bilginin doğasını, sınırlarını ve doğruluğunu sorgulayan felsefi bir disiplindir. Dijital ticaretin yükselmesiyle birlikte, satıcılar ve alıcılar arasındaki bilgi alışverişinin şeffaflığı giderek daha önemli bir hale gelmiştir. Trendyol gibi platformlarda satıcılar, ürünlerini dijital ortamda sunarken, fiyatlar, komisyon oranları ve platformun aldığı kesintiler gibi birçok bilgi genellikle kullanıcıdan gizlenir veya bulanık bırakılır.
Epistemolojik bir açıdan bakıldığında, satıcının ne kadar kazanacağı ve platformun aldığı kesintinin ne kadar olduğu hakkında net ve açık bir bilgi verilmesi, ticaretin etik bir zemine oturması için temel bir gerekliliktir. Bu noktada, şeffaflık, epistemolojik bir erdem olarak öne çıkar. Bilgiye erişim, yalnızca bir ticari aracın değil, aynı zamanda ticaretin etik değerlerinin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için de kritik bir öneme sahiptir.
Michel Foucault, bilgi ve güç arasındaki ilişkiyi çokça incelemiştir. Foucault’nun görüşlerine göre, bilgiye sahip olmak, aynı zamanda bir güce sahip olmak anlamına gelir. Trendyol gibi platformlar, satıcılara sağladığı altyapı ve pazar yeriyle bir tür “bilgi gücü” elde eder. Ancak, eğer bu güç, satıcıların işlerini şeffaf bir biçimde yapmalarına engel oluyorsa, platformun etik yükümlülüklerini yerine getirmediği söylenebilir. Epistemolojik açıdan, satıcıların platformdan aldığı komisyonun net bir şekilde belirlenmesi, hem adaletin hem de şeffaflığın sağlanması için önemlidir.
Ontoloji Perspektifi: Dijital Ticaretten Gerçekliği Anlamak
Ontoloji, varlık ve gerçeklik hakkında sorular soran felsefi bir disiplindir. Dijital ticaretin ontolojik boyutu, platformların işleyişi ve satıcıların bu platformlar üzerindeki varlıklarını nasıl deneyimledikleriyle ilgilidir. Trendyol, fiziksel bir mağazanın sunduğu somut gerçeklikten farklı olarak, dijital bir varlık sunar. Bu dijital dünyada, satıcıların varlıkları büyük ölçüde platformun sunduğu altyapıya bağlıdır. Bir satıcı, platform üzerinde ürün satmaya başladığında, kendi varlığını dijital bir ağın parçası olarak yeniden tanımlar.
Ancak, bu ontolojik yeniden tanımlama, satıcıların kendilerini gerçekten ne kadar bağımsız hissettiklerini sorgulatır. Platformlar, satıcıların varlıklarını kendi sistemlerine entegre ederken, onları belirli kurallara tabi tutar ve ticaretin yönünü belirler. Yani, satıcıların dijital varlıkları, platformun kurallarına ve kesintilerine bağlı olarak şekillenir. Burada ontolojik bir soru ortaya çıkar: Satıcılar, bu dijital dünyada gerçekten özgür müdürler, yoksa sistemin bir parçası olmaktan öteye geçemeyen varlıklara mı dönüşmüşlerdir?
Felsefi açıdan bakıldığında, dijital platformlar ve onların kesintileri, satıcılara karşı bir tür ontolojik hiyerarşi yaratabilir. Bu durum, satıcıların dijital varlıklarıyla gerçek dünyada nasıl var olduklarına dair derin bir soru işareti oluşturur. Platformlar, satıcıların kimliklerini dijital ortamda tanımlarken, aynı zamanda onları kısıtlayan bir ontolojik yapıyı da inşa etmiş olurlar.
Sonuç: Dijital Ticaretin Felsefi Sınavı
Trendyol’un satıcılardan aldığı kesinti, yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda etik, epistemolojik ve ontolojik sorulara da açılan bir kapıdır. Bu kesintinin adil olup olmadığı, dijital platformların toplumsal sorumlulukları, bilgi şeffaflığı ve satıcıların dijital dünyadaki varlıkları üzerine derinlemesine düşünmeyi gerektirir.
Dijital ticaretin yükselmesiyle birlikte, platformların etik sorumlulukları daha fazla sorgulanmaktadır. Satıcılar, dijital ortamda sadece ürün değil, aynı zamanda toplumsal değerler ve etik ilkeler üretiyorlar. Peki, dijital ticaretin geleceği, bu etik sorulara ne kadar duyarlı olacak? Satıcılar, dijital varlıklarını gerçekten bağımsız bir şekilde inşa edebilecekler mi, yoksa güç dinamikleri onları sürekli olarak platformların kurallarına mı hapsetmeye devam edecek?
Bu sorulara cevap ararken, bir adım geriye çekilip, dijital dünyada kimliğimizin nasıl şekillendiğini ve platformların bu kimlik üzerindeki etkisini yeniden gözden geçirebiliriz. Sizin bu konuda düşündüğünüz ve hissettiğiniz nedir? Dijital ticaretin etik sınırları hakkında ne düşünüyorsunuz?